4 element: Su, hava, toprak, fabrika!

Kimya Mühendisleri Odası Erkan Mutlu ile susuzluk üzerine sohbet gerçekleştirdik.
Paylaş:

Son bilmem kaç yılın en kurak yılını yaşıyoruz. Kışın ortasındayız ama ne doğru düzgün yağmur yağdı ne de kar…

Uludağ bile ocak ayına kadar beyaz gelinliğini giymedi bu sene…

Bu kuraklığın en büyük tehdidi nedir?

28 Aralık 2022 günü BAOB’da gerçekleştirilen Su Paneli -1’de Bursa’nın 70 günlük suyu kaldığı söylenmişti.

Bu hesaplamalar her türlü etken göz önünde bulundurularak yapılıyor.

Vatandaşa tasarruf çağrısı yapılırken, bir yandan da fabrikaların yer altından ve bazı göllerden su çekmesinin önüne geçilmesini bekliyoruz.

Elbette bazı firmalara bu karar ivedilikle iletildi.

Mesela, her gün İznik Gölü’nden tonlarca su çeken Gemlik Gübre, güya su pompasını kapattı.

İznik Gölü, Bursa’nın kuruyan boğazıdır adeta…

Su öylesine çekilmiş ki, su altı turizmi olarak düşünülen Bazilika’nın su üstünde kalması bile söz konusu.

Daha rakamsal konuşmak gerekirse, DSİ verilerine göre; İznik Gölü’nde en düşük su seviyesinin 83.30 metre olması gerekirken kritik eşiğin altına düşerek, 82.96 metre seviyesinde olduğu tespit edilmiş.

Ayrıca DSİ’nin resmi yazısına göre, göldeki su seviyesinin bu noktalarda kalması halinde gelecek yıl tarımsal sulamanın dahi riske girebileceğine vurgu yapıldı.

Tarım için suyun kullanılamaması demek, aslında çok basit bir ifadeyle yiyecek bir şeyimizin kalmaması demek!...

Teknolojiyi ne kadar geliştirirseniz geliştirin insan hayatının devamı için suyun önemi bir kez daha ortaya çıkmış durumda.

***

Peki Bursa’nın bir diğer doğal gölü Uluabat’ta durum ne?

Uluabat için çanlar yıllardır çalıyor. Ama duyan yok.

Bakın mesela, turistik açıdan önemli bir beldemiz Gölyazı değil mi?

Peki Gölyazı’nın neden şehir planı yok hiç düşündünüz mü?

Daha doğru soru sanırım şu: “Gölyazı’nın şehir planlarının olmadığını biliyor muydunuz?”

Şahsen ben daha yeni öğrendim.

Meğer, Gölyazı’ya plan çizilemiyormuş.

Çünkü, DSİ’nin raporlarına göre, Uluabat’ın göbeğinde kalan Gölyazı’nın taşkın riski varmış.

Yani Uluabat, coşar ve taşarsa Gölyazı’nın tepesinde sadece 1-2 ev ve birkaç ağaç kalıyor… Gerisi tamamen sular altında kalıyor.

Fakat, bu risk artık yok gibi bir şey…

Çünkü böyle giderse, Uluabat 2050’de tamamen kuruyacak.

Su Paneli 1’de ilk oturumun moderatörlüğünü üstlenen Kimya Mühendisleri Odası Başkanı Erkan Mutlu ile yaptığımız sohbetten öğrendiklerime göre bu şehir efsanesi tamamen bilimsel bir gerçekmiş.

Erkan Mutlu, bunu doğrularken şu acı gerçeği de yüzümüze yüzümüze vurdu: “2050 yılına kadar temiz kalacağının garantisi yok!”

Evet biz hep suyumuz bitecek gözüyle bakıyoruz ama asıl olay, var olan sularımızı ne kadar temiz bırakabiliyoruz. Ya da temiz kullanabiliyoruz.

Şöyle düşünün…

Bir fabrikanın bırakabileceği atık su miktarı bellidir. Bunu devlet kriterlere bağlamış ve sınırlandırmıştır.

Ancak…

Bir akarsu üzerinde 50 fabrika birden sınırları dahilinde atık su bırakırsa o su zehirlenmeye başlar.

Aslında atık su tesisleri kurulmaya başlanması lazım. Ama sanayinin en fazla yuvalandığı yerlerden biri olan Orhangazi’de bir tane bile atık su arıtma tesisi yok.

Erkan Mutlu konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Sizce var olan mevcut arıtmaların yüzde kaçı tam kapasite çalışıyor. Orası da muamma değil mi? Gerçekten arıtma tesislerini güzel çalıştıran yerleri tenzih ediyorum. Bunun hesabının iyi yapılması bir mühendislik işi olması gerekiyor. Dediğiniz gibi 50 firma suyu aynı anda boşalttığında o nehrin kirlenmemesi lazım. Kirleniyorsa mutlaka bir sıkıntı vardır. Kirleten belli, denetleyen belli, su analizleri belli ama ortada eylem yok!

Bakın teşhis belli. Nehir kirli akıyorsa ve kirli akan nehre temiz raporu veriliyorsa bir yerlerde yanlış yapılıyordur. Atık su arıtma tesisi kurulmuş olsaydı o nehirler kirli akmazdı.”

***

Kim denetliyor ki?

Bizde bir denetim ritüeli vardır bilirsiniz. Baskın şeklinde yapılması gereken denetim, birkaç gün öncesinden haber verilir. Tarihine saatine kadar o firmaya bildirilir ki, önlem alınsın. Denetmenler giderler, bakarlar ve denetimden geçerler…

Mesela firma İznik Gölü’nden saatte 2 ton su çekmesi gerekirken, saatte 10 ton su çekiyor. Denetim yapılıyor, denetim sürecinde saatte 2 ton su çekilmesi için sistem ayarlanıyor. Denetim bittikten sonra 10 ton su çekmeye devam ediyor.

Erkan Mutlu başka bir şehir efsanesinin de gerçek olduğuna vurgu yaptı…

“Mesela termik santraller filtreleri neden çalıştırılmıyor? Çünkü, gerçekten de ceza ödemek bu filtrelerin çalışasındaki maaliyetten daha ucuz. Dolayısıyla firmalar ‘ceza öderim daha iyi’ diyorlar.”

Nereden tutarsak elimizde kalıyor.

***

Son Not!..

Sonuç olarak, suyumuz zehirli akıyor, havamız zehirleniyor…

İçtiğimiz sudan da soluduğumuz havadan da nefret eder hale geliyoruz.

 

Peki bunu gelecek nesillere nasıl anlatacağız?

Benzer Haberler:

Yorum

    Bu habere henüz hiç yorum yapılmamış.

    YORUM YAZIN

4 element: Su, hava, toprak, fabrika!