Gökalp’in İlk Sinema Macerası… GUPİ ve Gülmeyen Kral Hüsranı!
Gökalp, geçtiğimiz ay 3 yaşına bastı.
Babası olduğum için mi bana öyle geliyor bilmiyorum ama bence oğlum, yaşına göre oldukça olgun bir çocuk.
İyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı ayırt edebiliyor. Duygularını, düşüncelerini ve isteklerini de oldukça güzel ifade ediyor.
Bu nedenle biz de zaman zaman ona 3 yaşında bir çocuk gibi davranmak yerine, sanki 4,5-5 yaşındaymış gibi yaklaşıyoruz.
***
Gökalp, 2 yaşına kadar ekranla hiç tanışmadı.
Daha doğrusu, biz onu ekranlardan uzak tutmaya özen gösterdik.
Ancak 2 yaşından sonra yavaş yavaş ekranla tanışmasına izin vermeye başladık.
Hatta izin verdik demek ne kadar doğru, bilmiyorum. Bir noktadan sonra mecbur kaldık desek daha yerinde olur.
Tabii bu süreçte de oldukça seçici davrandık.
Ne izleyeceğine, ne kadar izleyeceğine dikkat ettik. Genellikle önce biz izledik, içeriğini değerlendirdik, ardından Gökalp'in izlemesine izin verdik.
***
İşte bu süreçte Netflix yapımı GUPİ ile tanıştık.
Önce biz izledik, ardından Gökalp'e izlettik.
Açıkçası biz de oldukça sevdik.
Karakterleri, hikâyesi ve anlatımıyla keyifli bulduğumuz bu yapımı, oğluma gönül rahatlığıyla izletebildim.
Gökalp de çok sevdi.
Bölümlerini tekrar tekrar izledi. Hatta birçok repliğini günlük hayatında bile kullanmaya başladı.
***
Sosyal medyada GUPİ'nin sinema filminin vizyona girdiğini görünce, eşimle birlikte Gökalp'i ilk kez sinemayla tanıştırmaya karar verdik.
Büyük bir heyecanla GUPİ ve Gülmeyen Kral filminin yolunu tuttuk.
Hatta sinemanın keyfini doyasıya çıkarabilsin diye kocaman bir kutu da patlamış mısır aldım.
Film başlayana kadar Gökalp'in heyecanı görülmeye değerdi.
Kocaman bir perde, karanlık bir salon, elinde patlamış mısırı...
Her şey çok güzeldi.
Sonra film başladı.
Gökalp, çok sevdiği GUPİ'yi karşısında görünce yine çok mutlu oldu.
Biz de onun mutluluğunu izlerken en az onun kadar keyif alıyorduk.
Ta ki Gülmeyen Kral'ın dünyasına girene kadar!
Fısıltı Kadın, Pat Pat Çocuk ve Gıygıy Adam...
Gökalp, bu karakterleri her gördüğünde korkmaya başladı.
Özellikle de o keman çalan Gıygıy Adam'ı gördüğünde!
Duvarlardan geçen hayaletler, karanlık bir atmosfer, insanları mutsuz etmeye çalışan karakterler...
Bizim büyükler olarak hikâyenin bir parçası şeklinde değerlendirdiğimiz sahneler, 3 yaşındaki bir çocuğun dünyasında bambaşka karşılık buldu.
Bir süre sonra Gökalp'in filmden aldığı keyfin yerini korku aldı.
Oysa biz o salona, oğlumuzun ilk sinema deneyimini güzel bir anıya dönüştürmek için gitmiştik.
***
Elbette Gupse Özay'ın vermek istediği mesajı anlayabiliyorum.
Mutluluğun değerini anlatan, iyilikle kötülüğün mücadelesini işleyen ve sonunda herkesi gülümsetmeyi amaçlayan bir hikâye ortaya koymak istemiş olabilir.
Belki de yetişkinlerin gözünden bakıldığında oldukça anlamlı bir hikâye...
Ama burada gözden kaçırıldığını düşündüğüm önemli bir ayrıntı var.
Karşınızdaki seyircilerin bir bölümü henüz 3-4 yaşında!
O yaşlardaki çocukların korkuyu algılama biçimiyle bizimki aynı değil.
Bizim birkaç dakika sonra geçeceğini bildiğimiz bir sahne, onların zihninde çok daha uzun süre kalabiliyor.
Biz filmin sonunda iyilerin kazanacağını biliyoruz. Ama onlar için önemli olan, o anda perdede gördükleri ve hissettikleri.
İşte bu yüzden çocuklara yönelik bir yapım hazırlarken hikâyenin nasıl biteceği kadar, o sona ulaşana kadar çocuklara neler hissettirdiği de önemli.
Çünkü biz o sinema salonuna Gökalp’in kahkahalarını duymaya gitmiştik.
Ama kendimizi, korktuğu sahnelerde onu sakinleştirmeye çalışırken bulduk.
Zar zor ilk yarısını tamamlayabildiğimiz filmden, daha fazla devam edemeyeceğimizi anlayınca ayrılmak zorunda kaldık.
Böylece Gökalp’in büyük bir heyecanla başlayan ilk sinema macerası, ne yazık ki hayal kırıklığıyla sona erdi.
***
Ama beni asıl üzen, sinemadan erken ayrılmak zorunda kalmamız olmadı.
Gökalp’in çok sevdiği GUPİ’ye karşı duygularının değişmesiydi.
O güne kadar büyük bir keyifle izlediği GUPİ, artık onun için eskisi kadar cazip değildi.
Geçtiğimiz günlerde yine sordum:
“GUPİ’yi izleyelim mi oğlum?”
Verdiği cevap ise aslında bütün bu yazıyı kaleme almamın nedeni oldu.
“GUPİ’yi seviyorum ama kemancıyı sevmiyorum baba.”
***
Gelelim Gupse Özay’a...
Bana kalırsa Gupse Özay, bu filmde çok önemli bir hata yaptı.
Çocuklara yardımlaşmayı, arkadaşlığı, iyiliği ve mutluluğu anlatan; onları güldüren, eğlendiren ve hayal dünyalarını zenginleştiren bir karakter yarattı.
Üstelik bu karakteri çocuklara sevdirmeyi de başardı.
Ancak sinema filminde, hikâyeye çatışma katmak adına GUPİ’nin karşısına korkutucu karakterler çıkardı.
Belki senaryo açısından doğru bir tercihti.
Belki hikâyenin sonunda verilmek istenen mesaj da oldukça güzeldi.
Ama bir hikâyenin sonunda ne anlattığınız kadar, o hikâyeyi anlatırken çocuklara ne yaşattığınız da önemli.
Çünkü karşınızda yetişkinler yok.
Henüz hayal ile gerçeği birbirinden ayırmayı öğrenen, izlediklerinden kolayca etkilenebilen küçücük çocuklar var.
Ve bana göre Gupse Özay, GUPİ’yi sinemaya taşırken en önemli ayrıntıyı gözden kaçırdı:
GUPİ’yi seven çocukların yaşını!
Bir çocuğun sevgisini kazanmak kolay değil.
Ama o sevgiyi korkuya dönüştürmek bazen birkaç sahneye bakıyor.
Bizim evde bunun en somut örneği yaşandı.
Gökalp hâlâ GUPİ’yi seviyor.
Ama artık o sevginin yanında bir de korkusu var.
Ve ben bir baba olarak, oğlumun ilk sinema deneyiminden geriye böyle bir hatıra kalmasını hiç istemezdim.






Yorum